Bir iki gün “ Ne yapsam? ” cümlesi, kafamda döndü dolaştı. Perşembe karar kesinleşmişti, şükürler olsun…
Tatlılardan başlayayım. Kural iki tuzlu bir tatlı; ama bir fire verirsem de sorun olmaz… İki tatlı bir tuzlu…
AKİDE ŞEKERLİ KABAK PASTASI
Bir gezinti, bir araştırma… Malzemeler… derken “ başlamak bitirmenin yarısıdır” fikrine uydum. Soyulmuş kabakları, mutfak terazisiyle üşenmeden tarttım, tam bir kilogram. Bir su bardağı seker, 125 gr. Margarin, bir portakalın dışını rendeleyip suyunu da sıkarak tümünü karıştırdım ve iyice yumuşasın diye koydum bir büyükçe tencereye, onu da ocağa…
Pişip soğuduktan sonra canını acıtmadan bir güzel ezdim, içine 15-20 tane Eti Bebe Bisküvisi koydum kırarak, bir paket de krem şanti… Bir güzel karıştırıp silikon kalıbımın dibine dövülmüş akide şekerlerini renklerine göre resim yapar gibi serpiştirdim. (arada fıstıklarından dayanamayıp bal tutan parmağını yalar, yaptım. ) Üstüne karışımı döküp bir güzel bastıra bastıra kalıba yerleştirdim, dolabın normal gözüne, 3-4 saat dinlenmesi için yerleştirdim.
2 su bardağı süte bir paket vanilyalı pudingi boşaltıp pişirdim, dinlenmiş pastamı çıkarıp kalıbı ters çevirerek servis tabağıma aldım ve pudingi yavaşça boca ettim. Konuklarım gelinceye kadar soğuk balkonda bahçeyi seyretti garibim. Servis öncesi havanda dövülmüş sarı, kırmızı akidelerle süsledim ( eşim bu iki rengi bulabilmiş, kötü de düşünemiyorum, ikimiz de aynı takımı tutuyoruz) bir Fenerli olarak canım sıkıldı hemen nanelerle bozup zenginleştiriverdim görüntüyü. İlk çeşit hazırdı artık…
Not: Günümde küçük bir karışıklık olduğu için kalıptan çıkarıp borcama yerleştirmiştim. Hatamı biliyorum ama söylemem, dalgınlık işte…
Buraya tarifi doğruyu yazdım, inanınız.
TAHİNLİ AKITMAAdını öyle koydum, kısa olsun diye... Yoksa "Tahinli Pekmezli Muzlu Rulo Akıtma" gibi bir şey olur, İspanyol adlarına benzerdi, benim adımın da kalır yanı yok ya, neyse sadede gelelim biz. Konu ikinci tatlı…
8-10 kişilik
2 yumurta, 2 su bardağı un, 2 su bardağı süt,2 çay kaşığı toz şeker, iki çimdik tuz, 2 paket vanilya, 2 yemek kaşığı yağ ( 2’leri merak ettiniz sanırım. 4-5 kişilik malzemeleri ikiye katladım da…) Bir güzel çırpıp dinlenmesi için yan tarafa bıraktım.
Büyükçe bir pilav tencerem var, teflon. Dibini yağlayıp ateşte biraz kızdırdım ve 1,5 kepçe akıtma malzemesinden alıp dibine yaydım. Orta ateşte göz göz olunca ters yüz ettim; aynı işlemle dört tane kocaman akıtmam oldu. Azıcık soğuttuktan sonra içlerine hazırladığım tahin pekmezden sürdüm bolca. (Tahin pekmez karışımında, damak tadınızı esas alırsınız. Tahinin içerisine azar azar pekmez döküp karıştırsınız iyice, tadına bakarsınız, içinizi yakar gibi pekmezi belli olmaya başlamışsa, tamam demektir) Üzerine iri dövülmüş ceviz ekeledim, tam çap kısmına iki muz koyarak sıkıca sardım. Ruloların ikram öncesi üstlerine aynı karışımdan dökerek yine ceviz ekeleyip , verev verev kestim ki içinin güzelliği daha çok görünerek iştah kabartsın. Valla ben öyle yaptım, son söz sizin…
Geldik tuzlulara…
PEMBE PİRİNÇLİ SALATA
Beni en çok uğraştıran salatadır. Önce kendimize az miktarda yaptım; fakat kirli beyaz, boz bulanık bir şey oldu. İnternette “pembe” sözcüğünü kullanarak neler neler yazdım, aradım; inanın fenalıklar geldi... Boşver, başka şey yap, diyemem hiç… İlla yapacağım, sadistler gibi kendime eziyetten zevk alıyorum, geri dönüş yok… Öyle mi, böyle mi, derken bilgisayarımda 12 pencere açıp mantık yürüterek bir avuç pirinçle, nihayet denemem başarılı oldu. Muzaffer bir komutan gibi gece yarısı, bu iş tamamdır, diyerek, rahat bir uyku çektim.
Sabahleyin erkenden başladım çalışmaya çünkü öğleden sonra konuklarım gelecekti.
2 su bardağı pirinci yıkayıp iki kaşık sıvı yağda iyice kavurdum, 3 bardak su koyup pilav yaptım. Çok pişip yayılmasın diye dikkat ederek… Soğuduktan sonra bir kavanoz pancar turşusunun pancarlarını kuşbaşı doğradım ve elimle okşaya okşaya pilava yedirdim rengini… Anladım ki püf noktası bu. Çünkü daha önce içine koymuştum ve kaşıkla şöyle bir karıştırıp geri aldığımda boz bulanık bir pilav olmuştu. Tek tek turşuları ayıkladım ve attım. Gerekli olan rengiydi zaten.
Yarım demet maydanoz, yarım demet kadar da dere otunu, 1 adet kırmızı taze biberi ve dört tane taze soğanı bir güzel kıyıp bir su bardağı mısırla karıştırdım. Pembe pilava ilave ettim fazla incitmeden. Üzerine 2 limonun suyunu ve biraz da parlasın diye azıcık zeytin yağı koydum. İşlem tamamdı ( yanında istek üzerine pancar turşusundan ikram ettim, iyi ki iki kavanoz almışım. Bence salatalık turşusu pembenin yanında daha görsek olabilir)
KIYMALI, YEŞİL MERCİMEKLİ BÖREK2 Su bardağı yeşil mercimeği yıkayıp haşladım. Bir büyük soğanı incecik doğrayıp sıvı yağda pembeleştirip bir su bardağı kıymayla kavurdum. Haşlanmış mercimeği içine boşaltıp karabiber ve Urfa’dan aldığım acı pul biberden bolca koydum, biraz da tuz… Karışımı tabağın içinde üçe ayırdım şöyle elimle...
Bir su bardağı zeytinyağını bir yemek kaşığı su ile karıştırıp yakınıma koydum. Üç yufkadan birini yaydım, içine bu karışımdan sürdüm bolca, yarıdan ikiye katladım yufkayı, bir daha sürdüm… Önce ikiye böldüm ruletle sonra her birini üçe. Altı parça, uzun üçgenlerin ucuna değil de iki parmak ilerisine üçe ayırdığım mercimek karışımının altıda birini koyarak kare şeklinde sardım ve tepsiye yerleştirdim. Diğer yufkalara da aynı işlemi uygulayarak 18 tane kare şeklindeki böreklerin bulunduğu tepsiyi - kurumasın diye - streçleyip dolaba koydum. Arkadaşlarım geldiğinde, kahve ikramı sırasında, fırına koymadan, yumurta sarısı sürüp çörekotu ektim üstlerine ve ısıtılmış fırına sürdüm. Altı üstü pembeleşince çay da hazır olmuştu zaten, sıcak sıcak masada diğerleriyle birlikte ikram ettim.