27 Ocak 2010 Çarşamba

2010 Yeni Bir Yıl Yeni Umutlar...

Bayramlar, Yılbaşları...
Sevdiklerimiz mutlaka yanımızda olsunlar, düşüncesini yüreğimizde yoğun olarak taşıdığımız günlerin en önemlilerindendir.
"Iyddır çık naz ile seyrana kurban olduğum."
Bu kez "ıyd" yani bayram değil "Yeniyıl, 2010"
Geçmişte bir gün "bu bayram da mı Büyükbabamlara gideceğiz?" diyen oğluma, Kurban Bayramında Teyzenler gitti; yaşlı insanları, anne-babaları yalnız bırakmamak gerek, dediğimde o şimşek zekâsıyla " mesaj alınmıştır " demişti daha o zamanlar... Laf olsun diye söylemediğini bize hep gösterdi, gösterdiler, kızım da oğlum da... Ne ekersen onu biçersin, demişler; ama bazen ektiğimizi biçemiyor; kimi zaman da ekmediğimizi biçiyoruz. Hayat böyle, çözümü zor bir bilmece...
"Her mihnet kabulüm
Yeter ki gün eksilmesin penceremden" C.Sıtkı
İstediğiniz kadar "emekli oldum" deyin... Başladık yine Divan Edebyatı ve Cumhuriyet Dönemi Şiirlerine... Kartta ya da Emekli Sandığı arşivlerinde kalsın emeklilik, bize ne değil mi?..
Yeniyıla Oğlumuzla girdik. O, evde yemek yeriz sonra nereye istersek giderizi teklif edince kabul ettik.
Özellikle onun, yurt dışında az bulabildiği anne yemeklerini yapayım, dedim. Bir kaç tanesini tarif ve görüntüleriyle de bloguma koyayım diye düşündüm.



Bu Kabak Çiçeği Dolmasını yazın Erdek'te yapıp derin dondurucuya koymuştum. İkinci pişirişimdi. Pazarda çok tatlı bir köy kadınından aldım. "Sabah erken gelseydin keşke" dedi. Az kalmış ve biraz da buruşmuştu. "Buzlu suya koy, açılır, o vakit doldurursun" diye ilave etti gülen gözleriyle.
12 taneydi. Yaprak sarması için hazırlanan içten (zeytinyağı-soğan- pirinç-nane rendelenmiş domates veya azıcık salça-tuz-karabiber) hazırlayıp çay kaşığı ile incitmeden doldurarak yarım fincan kaynar suyu da ihmal etmeden hafif ateşte pişirdim. ( çok narin olduğu için, içini hazırlarken yine yarım fincan suyla içinin malzemesini biraz yumuşattım, yani azıcık pişirdim) Soğuduktan sonra dereoto ve ince dilimlenmiş kırmızı sivri biberle süslerken, rendelemeden önce soyduğum domates geldi aklıma, hem de koparmadan soymuşum, ondan da adıma uygun bir gül yaptım köşeye kondurdum Şair Nedim'i yâd ederek...

"Bûy-i gül taktir olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana

Şöyle gird olmuş frengistan birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana "

( Şİmdi siz günümüz Türkçesiyle de yazayım istiyorsunuz... Yazılı sınavda olduğunuzu unutmayınız :-))))

Geyik Etli Kuru Fasülye:
Sırada - madem değişik olsun diyoruz - Geyik Etli Kuru Fasülye var.
Şimdi bu da nereden çıktıya cevap: İlk kez İngiltere-İskoçya-Aberdeen'de kardeşimin evinde yemiştim geyik etini ve çok hoşuma gitmişti, sakın gezdiği yerleri anlatıyor, diye düşünmeyin, tabii biraz o da var :-) ama asıl neden yemeğin tarifini açıklamada damdan düşer gibi yapmamak... Yazın oğlum ve arkadaşıyla Estonya'nın başkenti Tallinn'de ortaçağ havası verilmiş güzel bir lokantada yemekteyken, farklı bir düzenlemeyle bir kez daha yedim geyik etini . Yine çok lezzetliydi ve belirtmeden edemedim damağımın keyfini... Jaana da yazın bize gelirken kurutulmuşunu ( pastırma gibi) getirmiş. İşte o etle yapılmış harika bir tat ve harika bir kuru fasülye oldu. Bir gün bir yerde bulursanız, lütfen deneyiniz, diye yazdım ve reyhanla süseyip görüntüledim( diğer pişirme şekli aynı)



Üçlü Salata:
Bu göze daha fazla hitabeden zeytinyağlı hazretlerini sevgili arkadaşım Ayşe Hanım'da tatmıştım güzel, müzikli bir akşam ziyafetinde...
Brokoli, son zamanların (bilmem doğru bilmem yanlış, ben reklamların, yazılı basının yalancısıyım) harika yiyeceği ve karnabahar... Her ikisinden de haşlayınız, ama biraz dirice kalsın, yayılmasın, şekli bozulmasın. İstediğiniz miktarda (1-2 tane) havucu soyup uzunlamasına üzerine V şeklinde yivler yapın üç veya beş tane, sonra halka halka kesin, çiçek gibi şekiller elde edersiniz.
Şimdi sıra sosta: İsterseniz Knor'un hazır soslarından, boşver hazır sosu, derseniz z.yağı, limon ve tuzla da çok lezzetli bir karışımı ( Krema da kullanabilirsiniz karışıma ekleyerek) üzerine dökebilirsiniz.



Geleneksel ve yılbaşı soframızda olmazsa olmazımız Yaprak Sarması, siz deyin Yaprak Dolması:
Evlendiğimizden beri kuş üzümü ve fıstıksız yapıyoruz sarmayı. Zamanla bu tat benim de hoşuma gitti, üzüm biraz tatlı yapıyordu zaten... Annemin etli sarmaları bir başkaydı, bunu da söylemeden geçemeyeceğim...
Lafı uzatmadan sadede gelelim... Salamura yaprakların kaynar suda bekletilerek yumuşatılıp tek tek temizlenmesi hepimizin yaptığı bir şey ( Yarım kg yeter)
İçine gelince, ince çentilerek doğranmış bir soğan, iki üç kaşık z. yağında sarartılır, bir buçuk su bardağı temizlenip yıkanmış pirinç içine boca edilerek(yarım bardak kaynamış su da konarak) karıştırılır, tuz - nane isteğiniz kadar konur ve tepeleme bir kaşık domates salçası ( ve istenirse karabiber) da iyice yedirilir, sonra ocaktan alınır. Sarma işlemi yapıldıktan ve yerleştirildikten sonra tencerenin üzerine beğenmeyip ayırdığımız yırtık veya sert yapraklar konarak bir mikdar daha yağ gezdirilir ve de kaynamış iki bardak su konup çok kısık ateşte ağzı kapalı olarak pişirilir. Soğuması beklenir (Dinlenmezse diri olur pirinçler) Kayık tabakta görüldüğü gibi ya da gönlünüze göre süslenir.

Fava:
Rakının en güzel mezesi imiş... Vala ben bilmem kocam bilir...



Bir su bardağı kuru iç bakla, akşamdan ıslatılır. Sabah bir çay bardağı z.yağında bir tane ince doğranmış soğan sarartılır ve dört bardak su ve biraz tuz konarak kaynatılır. İçine süzülmüş baklaları ve bir çay kaşığı şekeri de koyarak iyice pişiriniz. Biraz sulu olması gerek, piştikten sonra da ( eğer suyu biter makarna gibi susuz olursa kaynamış su ilave ediniz) ocaktan indirip iki yemek kaşığı limon suyu ile yarım çay bardağı yağı koyunuz ki tadı tam olsun... Blendırdan geçirin iyice pürüzsüz olsun; ama tadını da damak tadınıza göre ayarlamak için limon-tuz ve şekerini mutlaka kontrol edin, ilave edin gerekiyorsa. Servis tabağına döküp soğumasını beklerken arzunuza göre süsleyebilirsiniz. ( Kekik ve hele hele dereotsuz olmaz bunu sakın unutmayınız)

Kereviz Salatası:



Yarım kg süzme yoğurdun içine birkaç diş sarımsağı dövüp katın ve iyice soyulmuş orta boy bir kerevizi ve bir havucu ( arkadaşlarımda ayvalı ve ekşi elmalısını da yedim ilave katılmış cinsinden, farklı güzel bir tat idi.) yoğurdun içine çabuk bir şekilde rendeleyin ki kararmasın. Bir su bardağı iri dövülmüş veya elle kırılmış cevizi iki-üç kaşık z.yağı ile birlikte koyup karıştırınız bir fiske tuzu unutmayarak. Tabağa yerleştirip ceviz ve dereotuyla ( ne otmuş ama her şeye maydanoz bile kıskanır) süsleyiniz. Sırf daha artistik olsun diye bir keresinde portakal kabuğuna koymuştum. Dur bulursam onun fotosunu da koyayım.
Sıcaklardan tavuk dolması masada yok, o yüzden yazmıyorum. Suç kadehlerin... Tavuk sofraya geldiğinde fotoğrafını çekmek kimsenin aklına bile gelmedi, gelecek durumda da değildi, işin en kötüsü derin dondurucudaki kabak çiçeği dolmasına oldu... İYİ YILLAR...





25 Ocak 2010 Pazartesi

Merhaba!

Emeklilikte tek sevdiğim şey - çoğunlukla- canımın istediği şeyleri, canımın istediği zamanda yapmak…

İstediğim zaman kalkıyorum yataktan…

İstediğimde TV seyrediyor, kitap okuyor, dolapları karıştırıyor, düzeltiyor ya da tıkıştırıyor, sonra düzeltirim, düşüncesiyle…

Atıyorum kendimi dışarıya… Canımın istediği kadar dolaşıyor, sinemadaki filmi beğenmişsem en yakın seansa biletimi alıyorum.

Eşimle güzellikleri konuşuyoruz sevgiyle, olumsuzluklarda kavgalar ediyoruz ama sen de o zaman, böyle yapmış, şöyle demiştin, diyerek…

Arkadaşlarla buluşuyoruz, dışarıda, evlerde… Rejimlerden konuşup sekiz çeşit tatlı, tuzlu ve salataların tadına bakarak... Gözümüz, gönlümüz ve midemiz bayram ederek akşam karanlığında evlerimize döndüğümüzde bayram havası sonrası, akşam yemeğini yok sayarak, evdekilere zoraki ve uyduruk şeyler yaparak geçiştiriyoruz hepimiz...

Canım facebookta dolaşmak istiyorsa, bilgisayarda fotoğraflar, yazılar, mesajlar, beğenme ve yorumlar… Maillerin kontrolü, verilen cevaplar, verilmeyenler, silinenler kopyalayıp saklananlar.

Siz hiç yoğurt yaptınız mı? Oluş süresini heyecanla beklemek, o dönüşümdeki payınızı düşünmek, sonra o kâseyi bir bebek taşır gibi dolaba koymak… Evde yaptığınız ekmeklerin mayalanmasını izlediniz mi hiç? Mayalanma sırasında çıkardığı o güzel fısıltılı öyküyü dinleyip yorumladınız mı? İşte bunları yapmaya, ama istediğim zaman yapmaya vakit buluyorum…

Geçen hafta geldim Denizli’den. Ne çok özleşmişiz. En çok geçmişten konuştuk, onlar daha çok öyle istediler, öyle mutlu oluyorlar diye… Eski günlerdeki gibi koynuna aldı annem, dizine yatırdı… Sen gençsin, dedi iki sözünde bir… Yarım asırlık olmama rağmen çok hoşuma gitti... Ben onun her zaman küçücük çekirdeksiz sarı üzümüyüm zaten tüm anneler gibi hiç büyümeyen kızıyım anneanne olduğumu bilse de onun için fark etmez… Sanki ben farklı mıyım ki!.. Anasına bak kızını al; kıyısına bak bezini al… Emrah’ım sen bilirsin bunu “a” harfi ile başlıyor :-) Ben de Denizli’den güzel anılar ve bir adet de Koçtaş’tan alınmış orkideyle döndüm. Çiçekler içinde gül ve orkide baş tacımdır. Bir başka gün onların öykülerini de anlatacağım…

Dün Cenap Şahabettin’in Elhan-ı Şita’sını okuyarak çıktım dışarıya… Bu ne güzelliktir…. Nutkum tutuldu.

Her ortamda, her yerde fotoğraf çekmeye ve çektirmeye bayılırım. Anları dondurup yaşatmak hoşuma gider. Karlı anılar… Kar Şarkıları…

Ve bugün bloğuma yazmak geldi içimden, ben de çala klavye başladım tuşlara basmaya…

EMEKLİLİK İŞTE BÖYLE BİR ŞEY!.. (MİŞ)